Ripe for the Harvest to Come / Hasatı Bekleyen Ekinler

(Türkçe metin için yorum bölümüne bkz.)

* * *

It was summer, in a place where the crops in the valleys were ripe and harvest would start soon.  Fields of yellow golden wheat were flowing with the mild wind and within, some blue and red flowers here and there. You could imagine a village by the hills and laughs and happy shouts coming from an Inn, where people were dancing and enjoying themselves in an innocent way.

A convoy of soldiers from an occupying country is passing by and one carriage, heavily guarded with a prisoner, maybe an officer of the occupied country, sitting between guards with hand-cuffs at his hands. His uniform looks like those of the Italian Garibaldian independence force, the red shirts and was a horse-mounted force officer. When they arrive by the village, the prisoner, said to an officer ridding his horse by the carriage something and the battalion stopped. They stepped down with the guards and slowly came in the Inn where the music and the dance where at their climax. Their entrance casted a shadow and the music stopped and a murmur was heard all around the room.Dancing couples were standing, like paralysed, all watching the intruders and you could feel the questioning. It must have been a wedding as in the middle, a lady in a beautiful white dress was enlaced by the arms of someone looking like his groom. They both were young and the woman’s heart was beating more strongly.

As when the soldiers came in. The prisoner looked at her and then looked at the officer commanding and with a silent demand and the other give a silent order at a guard that un-hand-cuffed the prisoner. The silence was tense, and you saw then the prisoner walking slowly towards the young married. The brides heart was beating more and more quickly and their eyes met. The prisoner took his hand and started to engage some waltz steps with her. People all around murmured, not knowing what was happening and the music started again, a waltz from old, and they whirled and whirled.The other couples started again and the room was again full of music, laughs and you can also hear the glasses of the drinkers toasting again. In the center, turning and turning by the waltz, the bride questioning the man who was dancing with her, with her eyes, feeling that they were no words to be expressed what was happening. What stroke her was the expression of the stranger’s eyes, so sad, so already far away.

When the music stopped, the man smiled and saluted her goodbye by putting a soft kiss on her hand and turned away taken out by the soldiers. She saw him going away, not understanding what happened but knew that for the time they were dancing, they were united in something deeper, something where the souls where touched. A cold feeling came from her heart beatting, she suddenly understood what happened, who he was and where he was going, a place of honor and of no return. She then imagined, her heart filled suddenly with a warmth never experienced before, him standing in front of the battalion, smiling in front of these soldiers in foreign blue uniforms pointing at him their guns, by the wall of an old cellar, early in the morning when the mist had not dispersed, not far away, behind the hills and the golden fields.

He would smile when seeing the smoke and hearing the shots of the guns, taking with him the souvenir of the eyes of the young bride, he danced a moment of eternity with. Leaning on the grass, a small stream of blood was flowing from his chest, his eyes closed now, his soul dreaming of the blue and red like flowers, seen by the fields, ripe for the harvest to come…

Nicolas Lecerf

Illustration, Wheat fields with Cypresses (1889) by Vincent Van Gogh

http://www.vangoghgallery.com/catalog/Painting/747/Wheat-Field-with-Cypresses.html

http://en.wikipedia.org/wiki/Vincent_van_Gogh

http://www.vangoghgallery.com/

This entry was posted in İlham verici / Inspirational. Bookmark the permalink.

One Response to Ripe for the Harvest to Come / Hasatı Bekleyen Ekinler

  1. nalan&nico says:

    Mevsimlerden yazdı, vadideki ekinler olgunlaşmış, yakında gerçekleşecek olan hasatta biçilmeyi bekliyordu. Altınla bezenmiş buğday tarlaları ve aralarına yer yer serpiştirilmiş olan mavi ile kırmızı çiçekler tatlı bir rüzgarın dokunmasıyla sallanıyordu. Tepenin yamacında bir köy hayal edin, küçük bir otelde dans eden ve masumca eğlenen insanlar, oradan yükselen kahkahalar ve mutlu haykırışlar.

    İşgalci ülkenin askerlerinden oluşan bir konvoy bu köye yaklaşmaktaydı, taburun bir vagonunda korumacılar tarafından sıkı gözlem altında alınan bir tutuklu oturuyordu. Belki işgal edilen ülkenin bir subayıydı, kırmızı gömlekli üniforması önderleri Garibaldi tarafından yönetilen İtalyan Bağımsızlık Savaşı’ndaki atlı askerlerinkine benziyordu. Köye vardıklarında tutuklu eşlik eden atlı bir subaya seslendi ve bunun üzerine durdurulan taburdan korumacılarla birlikte vagondan indi, müziğin ve dansın doruk noktasına ulaştığı otele doğru yol aldı. Girişleri eğlenceye gölge düşürdü, müzik durdu ve salonda bir mırıldanma başladı. Dans eden çiftler felce uğramış gibi durdu, davetsiz misafirleri sorgulayıcı bakışlarla inceledi. Bir düğünün ortasında bulunmalıydılar, bembeyaz elbiseli bir kadın, damada benzeyen bir adamın kollarındaydı. İkisi de gençti, kadının kalbi çok hızlı atıyordu.

    Askerlerle içeriye giren tutuklu kadına baktı ve komutan subaydan sözsüz bir istekte bulundu. Komutanın emri ile bir korumacı esirin kelepçelerini açtı. Tutuklu yavaşça genç evlilere doğru adım atarken odanın içindeki sessizlik gerginliği arttırıyordu. Gelinin kalp atışları hızlandı, göz göze geldiler. Esir gelinin elini tuttu ve birkaç vals adımı atarak onu dansa davet etti. İnsanlar mırıldanarak şaşkınlık içinde bu çifti izliyordu, onlar ise müzik eşliğinde vals yapıyordu. Diğer çiftler de tekrar dans etmeye başladı, salonda yine müzik ve kahkahalar yükseliyor, kadehler tokuşturuluyordu. Alanın ortasında vals yapan gelin adamı gözleri ile sorguluyor, ancak olanları kelimelere dökemeyeceğini hissediyordu. Onu etkileyen tutuklunun bakışlarıydı, hüzünlü bir ifade ile uzaklara dalmıştı.

    Müzik durduğunda esir gülümsedi ve gelinin eline yumuşak bir öpücük kondurarak vedalaştı. Gelin askerler tarafından dışarıya çıkartılan tutuklunun arkasından baktı. Ne olduğunu hala anlamıyordu, ancak dans ettiklerinde aralarında güçlü bir bağın olduğunu fark etmişti. Birden soğuk bir ürperti hissetti, kalp atışları hızlandı: artık onun kim olduğunu ve dönüşü olmayan bir yere gittiğini biliyordu.

    Birden gelinin gözlerinin önüne tutuklu geldi: sisli tepenin, altın buğday tarlasının hemen arkasında bulunan eski bir mahzende yabancı mavi üniformalı askerlerin önünde gülümseyerek duruyordu. Kadının kalbini daha önce hiç deneyimlemediği bir sıcaklık kapladı.

    Silahların sesini duyunca ve çıkan dumanı görünce gülümseyecek, bir sonsuzluk duygusu ile dans ettiği genç gelinin görüntüsünü yanında götürerekti. Çimenlerin üzerine yığıldığında göğüsünden kan akıyordu. Gözleri şimdi kapalıydı ve ruhu olgunlaşmış ekinin hasatı beklediği, aralarına yer yer mavi ve kırmızı çiçeklerin serpiştirildiği tarlaları düşlüyordu…

    Nicolas Lecerf

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s