Chapter 2 – First Steps Towards the Spiritual Path / 2.Bölüm – Ruhani Yola Giden İlk Adımlar

2013-03-23-1500-43

[Türkçe çeviri için yorum bölümüne bkz.]

* * *

The rarified forces . – The Aura. – To develop one’s own beautiful auric entourage (personal environment). – Reality of thought and of the invisible forces. – The law of affinity: We attract what is alike (like attracts like). – Thought must direct action and action must reflect thought.

There is a great benefit for oneself and for the others to own the most possible beautiful qualities (virtues). There exists surrounding every people an ‘entourage’ (a personal atmosphere, environment) of forces. We call these forces invisible currents, much alike for example to heat, sound, steam, to the electric currents of a battery, etc…

Therefore, we are all submerged in an ocean of these invisible forces that bathes us and surround us as much as the air we breathe.

These forces are emanated and formed by human beings, and they are what we call the auras.

We call aura the entourage of forces more or less invisible that surround a being. Everybody has his/her aura, more or less beautiful, more or less pure, more or less big, depending if we are of a lesser intelligent level of  being or of a more elevated level.

This ‘entourage’ can be ‘seen’ by some sensitive people that have the gift to see things that most of the people cannot generally see and who are called ‘seer’.

The fairy tales are not as imaginary that we may wrongly think. Most of them are originating from a very distant past and are full of great truths about this invisible life that we just mentioned that is a huge part of reality.

Some deny the existence of the invisible world: It’s because they haven’t seriously seeked by themselves to experiment it. In fact, thought exists not as an abstract thing and unreal, but on the contrary as a living reality, like a visible force for the seers, that can see both the shapes and the colors. Outside of seership, we can experiment the existence of thought in a quantity of circumstances where thoughts are received through space, going from one person to another that achieve to communicate without speech or writing: This is called telepathy.

We have understood this great truth of the existence of thought, we even more have the duty to watch over our deeds, our speeches, our thoughts and all feelings. Because, when one acts wrongly or one thinks in a chaotic way, we form bad currents of harmful forces towards oneself as much as for others. These forces are so much harmful, that when we are emanating them, we attract others that are around ourselves, all equally bad, coming from other people. We are here hinting at a very deep law: We attract towards us similar things to those we emit.

The more we have a balanced character, the more the deeds that are the fruits of it are balanced and further, the more the thoughts are virtuous, the more the deeds are praisable and finally, the more the auric forces we emit are benevolent, the more the circumstances of our existence have chances to bring the optimum possibilities in our growing destiny.

The more we observe, we see for one self how much are true these relations between things and beings, between what we have inside of us and what we attract from the outside.

Because there is a kind of justice, that the ancient Greeks called the law of Nemesis, and each time that we trespass the strait line of balance, we attract around us, for now or for later, in the visible or in the invisible, a shock in return.

‘Everything is Weighted, Measured, Numbered’ is a saying of eternal truth.

When we disturb the order, the order re-establishes itself, one day, and at the cost of those who have troubled it.

And therefore, the present time is in great part formed by the past, it is also a great part of the present time that forms the future.

Therefore, it is not only our thoughts that would be enough to shape what is to come (the future), it is also our actions (deeds) and they need to correspond entirely to them (our thoughts). There is a beautiful sentence in one Cosmic Book: ‘A thought without action is like a king without a kingdom.’ In fact, thought is genuinely the king, it is it that needs to lead our speech and our deeds, but sadly too many people have the annoying habit of talking and acting without thinking!

But, if, in order, thought is directing action, this action must materialize it, reflect it in the best way possible, the most often possible, and like a beautiful rose bush gives abundant roses, like a fruit tree multiply its fruits, a being that has thought a lot about  good realize its benefits, as often as possible.

The visible actions must be like the image of what is happening around us, in these relatively invisible entourages that we have spoken about and that are the more subtle states of matter.

Rarified means more subtle, less visible more light, less solid, like the ether is in relation with the air, air in relation with water, water in relation with earth etc.  …

Our deeds must be examples of good deeds, and the same, our rarified entourage must be luminous, balanced, pure and benevolent.

Then, not only our everyday life will be useful and precious, but also our thought, that well steered, may become like a great force and become like a wonderful source that will flow afar, that in our world we call the invisible, and form better tomorrows and labor for the good, according to this beautiful saying of Confucius:

‘The virtues of a superior man are like wind; the virtues of a vulgar man are like grass; when the wind blows the grass bows.’

The virtues of a superior man are like wind; the virtues of a vulgar man are like grass; when the wind blows the grass bows

Chapter 3 / 3. Bölüm

This entry was posted in Spiritüel Ustalar / Spiritual Masters and tagged , , , , , , , . Bookmark the permalink.

2 Responses to Chapter 2 – First Steps Towards the Spiritual Path / 2.Bölüm – Ruhani Yola Giden İlk Adımlar

  1. Pingback: First Steps Towards the Spiritual Path / Ruhani Yola Giden İlk Adımlar |

  2. Yoğunluğu azalmış güçler. – Aura. – Güzel bir aurik çevre (kişisel çevre) geliştirmek hakkında. – Düşüncenin ve görünmez güçlerin gerçekliği hakkında. – Benzerlik yasası: Benzeri çekeriz (benzer benzeri çeker). – Düşünce eylemi yönlendirmeli ve eylem düşünceyi yansıtmalıdır.

    Kendimizin ve başkalarının da olası en güzel erdemlere sahip olması büyük yarar sağlar. Tüm insanları kuşatan, güçlerden oluşan bir ‘çevre’ (kişisel bir atmosfer, alan) mevcuttur. Bu görünmez akımları güçler olarak adlandırırz. Bunlar örneğin sıcaklığa, sese, dumana, bir pilin elektrik akımlarına, vs. benzer.

    Böylece hepimiz bizi yıkayan ve soluduğumuz hava gibi çevreleyen bu görünmez güçlerin denizinde yüzeriz.

    Aura olarak adlandırdığımız bu güçler insanlar tarafından şekillenip, yayılır.

    Bir varlığı kuşatan, az çok görünür olan güçlerden oluşan çevreye aura deriz. Herkesin kendine ait bir aurası vardır. Söz konusu aura, evrimin daha alt veya yüksek düzeyinde bulunmamıza bağlı olarak az çok güzel, berrak, büyüktür.

    Bu ‘çevre’ bazı duyarlı kişiler tarafından ‘görülebilir’. Onlar kimsenin genelde göremediği şeyleri görme yetisine sahip olup, ‘kahin’ (gören kimse) olarak adlandırılır.

    Masallar, yanıltıcı bir şekilde düşündüğümüz gibi hayali değildir. Çoğu, çok uzak bir geçmişten gelir ve az önce bahsi geçen, gerçekliğin büyük bir parçası olan bu görünmez hayata ilişkin birçok gerçekle doludur.

    Bazıları görünmez dünyanın varlığını red eder: Onlar bu dünyayı ciddi anlamda deneyimleme arayışına çıkmamıştır. Gerçekte düşünce soyut ve gerçekdışı birşey değildir. Aksine şekilleri ve renkleri algılayan ‘kahinler’ tarafından görünen bir güç gibi yaşayan bir gerçekliktir. Kahinliğin dışında düşüncenin varlığını birçok koşulda deneyimleyebiliriz. Mesafeler kat eden düşünceler karşılanır, sözsüz veya yazısız iletişim kurmayı başaran bir kişiden diğerine geçer: Buna telepati denir.

    Düşüncenin varlığına ilişkin bu yüce gerçekliği anladığımız vakit, eylemlerimize, konuşmalarımıza, düşüncelerimize ve tüm duygularımıza dikkat etmeliyiz. Çünkü yanlış davrandığımızda veya karmakarışık bir şekilde düşündüğümüzde, hem kendimize hem de başkalarına zarar verecek kötü akımlar oluştururuz. Bu güçler o kadar zararlıdır ki, onları yaydığımızda etrafımızda bulunan diğer kişilerin aynı derecede kötü olan güçlerini kendimize çekeriz. Burada çok derin bir yasaya gönderme yapıyoruz: Yaydığımız şeylerin benzerini çekeriz.

    Ne kadar çok dengede olan bir karaktere sahipsek, onun meyveleri olan eylemler de o kadar dengeli olur. Ayrıca düşünceler ne kadar erdemliyse, eylemler de o kadar övgüye layık olur. Sonuç olarak, yaydığımız aurik güçler ne kadar yararlıysa,
    varlığımızın koşulları büyüyen kaderimize o kadar en uygun olanakları getirebilir.

    Gözlemimiz arttıkça, olguların ve varlıkların, içimizde mevcut olanın ve dışarıdan çektiğimizin arasındaki ilişkilerin ne kadar gerçek olduğunu görürüz.

    Orada eski Yunanlıların Nemesis yasası diye adlandırdıkları bir adalet söz konusudur. Dengenin dar çizgisini aştığımız zaman, karşılığında etrafımızda, şu an veya sonrası için, görünür veya görünmez olan bir şok yaratırız.

    Sonsuz gerçekliğin bir özdeyişi şunu der: ‘Herşey Ağırlıklı, Ölçülü, Sayılıdır’.

    Bozduğumuz düzen, onu bozan kişilerin pahasına, kendini bir gün yeniden kurar.

    Dolayısıyla şimdiki zamanın büyük bir bölümü, geçmiş tarafından şekillenir. Aynı şekilde şimdiki zamanın büyük bir bölümü de geleceğe temel atar.

    Böylece gelecek olanı (geleceği) şekillendirmek için düşüncelerimiz yeterli değildir. Eylemlerimiz de önem teşkil eder ve onlar düşüncelerimizle eşduyumlu olmalıdır. Kozmik bir kitapta yer alan güzel bir ifade var: ‘Eylemsiz bir düşünce, krallığı olmayan bir kral gibidir.’ Gerçekte düşünce kraldır. Konuşmamızı ve eylemlerimizi o yönetmelidir. Maalesef birçok kişi düşünmeden konuşma ve davranma alışkanlığına sahiptir!

    Ancak düşünce eylemi ahenk içinde yönetirse, söz konusu eylem onu en iyi ve olabildiğince sık bir şekilde somut hale getirmelidir. Güzel bir gül bahçesinin ve meyve ağacının bereketi gibi, iyiliği çok düşünen bir kişi onun yararlarını olabildiğince sık bir şekilde tezahür etmelidir.

    Görünür olan eylemler, etrafımızda, daha önce bahsi geçen ve daha az yoğunlaşmış maddeden oluşan, nispeten görünmez olan çevrelerde olup bitenin bir imgesi olmalıdır.

    Yoğunluğu azalmış, daha ince, az görünür, hafif, az katı demek. Sanki eter havayla, hava suyla, su toprakla, vs. ilişkide.

    Eylemlerimiz, iyi eylemlerin örneğini teşkil etmelidir. Yoğunluğu azalmış çevremiz, parlak, dengeli, berrak ve yararlı olmalıdır.

    O zaman sadece günlük hayatımız yararlı ve değerli olmayıp, aynı zamanda iyi yönetilen düşüncemiz de büyük bir güce, dünyamızda görünmez diye betimlediğimiz uzaklara akan, harika bir kaynağa dönüşebilir. Söz konusu kaynak, daha iyi yarınlar yaratıp, iyilik için emek verebilir. Aynı Konfüçyüs’ün güzel bir söyleminde ifade edildiği gibi:

    ‘Üstün bir insanın erdemleri rüzgar gibidir; basit bir insanın erdemleri çimen gibidir; rüzgar estiğinde çimen boyun eğer.’

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s