An Eastern Tale / Bir Doğu Masalı

 

Painting for Mister Gurdjieff's ballet ' The Struggle of the Magicians', by Alexandre de Salzmann.

Painting for Mister Gurdjieff’s ballet ‘ The Struggle of the Magicians’. Painting by Alexandre de Salzmann from Dushka Howarth’s book: ‘It’s Up to Ourselves’.

[Türkçe çeviri için yorum bölümüne bkz.]

***

‘There is an Eastern tale which speaks about a very rich magician who had a great many sheep. But at the same time this magician was very mean. He did not want to hire shepherds, nor did he want to erect a fence about the pasture where his sheep were grazing. The sheep consequently often wandered into the forest, fell into ravines, and so on, and above all they ran away, for they knew that the magician wanted their flesh and skins and this they did not like.

At last the magician found a remedy. He hypnotized his sheep and suggested to them first of all that they were immortal and that no harm was being done to them when they were skinned, that, on the contrary, it would be very good for them and even pleasant; secondly he suggested that the magician was a good master who loved his flock so much that he was ready to do anything in the world for them; and in the third place he suggested to them that if anything at all were going to happen to them it was not going to happen just then, at any rate not that day, and therefore they had no need to think about it. Further the magician suggested to his sheep that they were not sheep at all; to some of them he suggested that they were lions, to others that they were eagles, to others that they were men, and to others that they were magicians. And after this all his cares and worries about the sheep came to an end. They never ran away again but quietly awaited the time when the magician would require their flesh and skins.

This tale is a very good illustration of man’s position. First of all it must be realized that the sleep in which man exists is not normal but hypnotic sleep. Man is hypnotized and this hypnotic state is continually maintained and strengthened in him. One would think that there are forces for whom it is useful and profitable to keep man in a hypnotic state and prevent him from seeing the truth and understanding his position.

In so-called ‘occult’ literature you have probably met with the expression ‘Kundalini,’ ‘the fire of Kundalini,’ or the ‘serpent of Kundalini.’ This expression is often used to designate some kind of strange force which is present in man and which can be awakened. But none of the known theories gives the right explanation of the force of Kundalini. Sometimes it is connected with sex, with sex energy, that is with the idea of the possibility of using sex energy for other purposes. This latter is entirely wrong because Kundalini can be in anything. And above all, Kundalini is not anything desirable or useful for man’s development. It is very curious how these occultists have got hold of the word from somewhere but have completely altered its meaning and from a very dangerous and terrible thing have made something to be hoped for and to be awaited as some blessing.

In reality Kundalini is the power of imagination, the power of fantasy, which takes the place of a real function. When a man dreams instead of acting, when his dreams take the place of reality, when a man imagines himself to be an eagle, a lion, or a magician, it is the force of Kundalini acting in him. Kundalini can act in all centers and with its help all the centers can be satisfied with the imaginary instead of the real. A sheep which considers itself a lion or a magician lives under the power of Kundalini.

Kundalini is a force put into men in order to keep them in their present state. If men could really see their true position and could understand all the horror of it, they would be unable to remain where they are even for one second. They would begin to seek a way out and they would quickly find it, because there is a way out; but men fail to see it simply because they are hypnotized. Kundalini is the force that keeps them in a hypnotic state. ‘To awaken’ for man means to be ‘dehypnotized.’ In this lies the chief difficulty and in this also lies the guarantee of its possibility, for there is no organic reason for sleep and man can awaken.

Theoretically he can, but practically it is almost impossible because as soon as a man awakens for a moment and opens his eyes, all the forces that caused him to fall asleep begin to act upon him with tenfold energy and he immediately falls asleep again, very often dreaming that he is awake or is awakening.

There are certain states in ordinary sleep in which a man wants to awaken but cannot. He tells himself that he is awake but, in reality, he continues to sleep—and this can happen several times before he finally awakes. But in ordinary sleep, once he is awake, he is in a different state; in hypnotic sleep the case is otherwise; there are no objective characteristics, at any rate not at the beginning of awakening; a man cannot pinch himself in order to make sure that he is not asleep. And if, which God forbid, a man has heard anything about objective characteristics, Kundalini at once transforms it all into imagination and dreams.

Only a man who fully realizes the difficulty of awakening can understand the necessity of long and hard work in order to awake.’

***

From ‘ Fragments from an Unknown Teaching’, chapter 11. ‘ Fragments’ is a 1949 book by Russian philosopher P. D. Ouspensky which recounts his meeting and subsequent association with G.I. Gurdjieff.

IMG_1064

 

 

This entry was posted in Spiritüel Ustalar / Spiritual Masters and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

2 Responses to An Eastern Tale / Bir Doğu Masalı

  1. Bir Doğu Masalı

    ‘Bir Doğu Masalı var, çok sayıda koyunu olan, çok zengin ancak aynı zamanda çok da cimri olan bir büyücüden bahseder. Ne çobanları işe almak, ne de koyunlarının otladığı çayıra bir çit dikmek istiyordu. Sonuç olarak koyunlar sıkça ormanda kayboldular, dağ geçitlerine düştüler ve büyücünün onların etini ve derisini istediğini bildiklerinden ve bundan hoşlanmadıklarından kaçtılar.

    Sonunda büyücü bir çare buldu. Koyunlarını hipnotize etti ve herşeyden önce ölümsüz olduklarına, derileri soyulduğunda onlara zarar verilmediğine, tam tersine bunun onlar için çok iyi, hatta keyif verici olduğuna dair telkinlerde bulundu; devamında büyücü iyi bir üstad olduğunu telkin etti, herşeyi yapabilecek kadar çok sevdiğini sürüsünü; sonrasında ise eğer onların başına birşey gelecekse de bunun o anda, o gün gerçekleşmeyeceğine, dolayısıyla bunun için kafa yormamaları gerektiğine dair telkinde bulundu. Bunun dışında büyücü koyunlarına hiç de koyun olmadıklarını telkin etti; bazılarına aslan, bazılarına kartal, başkalarına insan, diğerlerine ise büyücü olduklarına dair telkinde bulundu. Nihayet koyunlarla ilgili kaygıları ve endişeleri sonlandı. Artık kaçmıyorlardı, büyücü etlerini ve derilerini istediği zamanı sessizce bekliyorlardı.

    Bu masal insanın durumunu ortaya koyan çok iyi bir örneklemedir. İlk başta insanın içinde bulunduğu uykunun normal bir uyku değil de, hipnotik bir uykunun olduğunun farkına varılmalı. İnsan hipnotize edilmiş ve bu hipnotik durum onun içinde sürekli olarak muhafaza edilmekte, güçlendirilmektedir. İnsanı hipnotik bir durumda tutarak, gerçeği görmesini ve konumunu anlamasını engelleyerek fayda sağlayan güçlerinin var olduğunu düşünebiliriz.

    Sözde ‘okült’ literatürde büyük bir ihtimal ile ‘Kundalini’, ‘Kundalininin ateşi’ veya ‘Kundalininin yılanı’ ifadesi ile karşılaşmışsındır. Çoğunlukla bu ifade insanda var olan ve uyandırılabilen garip bir gücü adlandırmak için kullanılır. Ancak bilinen hiçbir teori Kundalini’nin gücünün doğru açıklamasını vermez. Bazen seks, seks enerjisi ile bağlantılıdır, seks enerjisini başka amaçlar için kullanma olasılığının fikrini beraberinde getirir. İkincisi tamamen yanlıştır, çünkü Kundalini herhangi birşey olabilir. Herşeyden önce Kundalini insanın gelişimi için arzu edilen ve ihtiyaç duyulan birşey değildir. İlginçtir ki okültistler kelimeyi bir yerden aldı, ancak anlamını tamamen değiştirerek çok tehlikeli ve korkunç birşeyden umud edilen ve bir nevi nimet gibi beklenen birşey haline getirdiler.

    Gerçekte Kundalini gerçek bir fonksiyonun yerine geçen imgelemenin, fantezinin gücüdür. Bir insan eylemde bulunmaktan ziyade hayal kuruyorsa, rüyaları gerçeğin yerini alırsa, bir insan kendini kartal, aslan veya bir büyücü olarak imgeliyorsa, bu içinde hareket eden Kundalini’nin gücüdür. Kundalini tüm merkezlerde harekete geçebilir, onun yardımı ile tüm merkezler gerçek yerine imgesel olanla tatmin olabilir. Kendini aslan veya büyücü gibi gören koyun, Kundalini’nin gücü altında yaşıyordur.

    Kundalini insanları mevcut duruma sokmak için kullanılan güçtür. İnsanlar asıl konumlarını gerçekten görebilseydi ve bunun dehşetini anlayabilseydi, bulundukları noktada bir saniye bile duramazlardı. Çıkış yolu aramaya başlarlardı ve onu hızlıca bulurlardı, çünkü bir çıkış yolu var; ancak insanlar onu, sırf hipnotize olduklarından, görmeyi başaramıyorlar. Kundalini onları hipnotik bir durumda tutan güçtür. İnsan için ‘uyanmak’, ‘hiponotizden çıkmak’ demektir. En büyük zorluk buradadır, aynı zamanda olasılığının garantisi, çünkü uyku için bedensel bir neden yoktur ve insan uyanabilir.

    Teorik olarak yapabilir, ancak pratikta bu neredeyse imkansızdır, çünkü insan bir an için uyandığında ve gözlerini açtığında, onun uyumasına neden olan tüm güçler on misli bir enerji ile harekete geçer ve o anında yine uykuya dalar, çok sık uyanık olduğunu veya uyandığını rüyasında görerek.

    Sıradan uykuda insanın uyanmak istediği ancak uyanamadığı belli durumlar vardır. Kendine uyanık olduğunu söyler, ancak gerçekte, uyumaya devam eder — sonunda uyanana kadar bu birçok kez gerçekleşebilir. Ancak sıradan uykuda, bir kez uyandığında, farklı bir durumdadır; hipnotik uykuda durum farklıdır; burada nesnel özellikler yoktur, en azından uyanmanın başlangıcında; uykuda olmadığını kanıtlayabilmek için insan kendini çimdikleyemez. Eğer insan, Tanrı’nın yasakladığı nesnel özellikler hakkında herhangi birşey duyduysa, Kundalini hepsini anında hayale ve rüyalara dönüştürür.

    Ancak uyanmanın zorluğunu tam anlamıyla fark eden bir insan, uyanmak için gerekli olan uzun ve zorlayıcı çalışmanın gerekliliğini anlayabilir.’

    ***
    Kaynak:‘Fragments from an Unknown Teaching’, 11.Bölüm. Bu kitap, 1949 yılında Rus filozof P.D.Ouspensky tarafından kaleme alınmış olup, G.I.Gurdjieff ile gerçekleştirdiği buluşmalarını aktarıyor.

  2. Pingback: The Great Divide-Part 2: The 10 Chains of Control / |

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s