My Body is Holy: A Declaration. – By Sara Sophia Eisenman / Bedenim Kutsaldır: Bir Beyan. – Yazar: Sara Sophia Eisenman

“Tree Woman” by Lisete Alcade

[Türkçe çeviri için yorum bölümüne bkz.]

We read this post on elephantjournal.com and were very touched by it. So we thought sharing it with you all. Blessings, Nalan and Nico.

***

On my long journey of spiritual inquiry, I have often encountered the idea, from various teachers and systems, that the body is some kind of unsavory thing—ranging from an illusion to a nuisance to a virulent monster—that we must somehow “overcome” on the way to “true” enlightenment.

As someone who dances her way to a state of decidedly sensual holiness each and every day, I must say this idea makes me feel, well, icky. How can we love ourselves if we are taught to hate our own bodies? How can we be present if we don’t love every aspect of our incarnation? How can we embrace wholeness if we are artificially fractured into the false duality of “spirit” and “body”?

For example, trendy spiritual texts, such as, A Course in Miracles make assertions like the following:

“The ego’s fundamental wish is to replace God. In fact, the ego is the physical embodiment of that wish. For it is that wish that seems to surround the mind with a body, keeping it separate and alone, and unable to reach other minds except through the body that was made to imprison it.” (ACIM, Lesson 72)

Here we clearly see the prevalent idea that the pristine, pure mind is “imprisoned” by the body, which is of course the evil hench-person of the ego, which in turn seeks to “replace God.”

Um. Are red flags going up for anyone else?

Despite being packaged covertly in the guise of hip “new” spiritual philosophies, this conception of the body as inferior to or less “real” than the spirit is actually not new at all, but rather traces back many thousands of years to the genesis of patriarchal religion in ancient Greece, circa Plato (notably: right about the same time that matriarchal, Earth-based religions were systematically destroyed by these same forces).

At that particular juncture in human history, religion (in my humble opinion) ceased to be a celebration and worship of the mystery of creation in full, and became instead geared toward harnessing the power of the populous and separating people from their own access to divinity in order to route power through a hierarchical, centralized source.

The ACIM quote cited above can clearly be seen as a re-packaging of much older texts, such as this Pauline passage in Romans:

“For I know that in me, that is, in my flesh, dwelleth no good thing: for to will is present with me, but to do that which is good is not.” (Romans 7:18)

It is essential to note that the long-running loathing and negation of the body is really, at its core, a hatred—and even more deeply an abject fear—of the feminine. It is a fear of the messiness and unpredictability of the body and the Earth herself, a fear of the mystery of the womb and the creative power that it holds, and above all a fear of that most mysterious of all rites of passage: death. It is the fear that the mind of mankind holds of all things deep, dark, shadowy and unknowable.

And yet, because we all have aspects of this powerful, dark feminine force within (men and women alike), and because creation itself deeply depends on this force, any philosophy or religious system that even slightly negates the body inexorably leads to a false division of the self, to self-loathing, and an impaired ability to recognize and celebrate the fullness of one’s own light.

After all, what better way to control the population and route their power through a central institution than by suggesting that they ought to hate themselves; that they, simply by way of being embodied, are inherently sinful, imprisoned and weak?

Moving forward into the contemporary era, in which so many are seeking and finding their own spiritual paths, there are still many people that, as yet, dislike their bodies and/or are enmeshed in body issues. I am personally acquainted and in close dialogue with literally hundreds of women and men who struggle with body-image and self-love. And, of course, I have my own complex history with the same…a story for another day.

In this era of relative freedom and seeking, I find it somewhat surprising that it is still taboo to say what I am about to say (which is precisely why I am saying it). So without further ado, I hereby declare:

I really, really love my body.

I love the biological marvel that it is; I love that it hums like a tuning fork; I love that it gave birth to some of the cutest people on Earth; I love that it has gotten sick and somehow miraculously knew how to heal itself; I love that it is an absolute, fluid extension of the Earth.

I love my body heat, and that it has the power to convey Love. I love how I can dance, and while dancing, move energy in a most exotic and mysterious fashion.

I love that water magically comes out of my eyes when I’m sad.

I love that the way my body commands a room when I work my badass power walk.

I love my nostrils, love handles and bunions.

I love my signs of aging, my stretch marks, my silver hair, my laugh crinkles, my rounded places, my visible breath in the cold air.

I love that, given all the reasons to close out of fear, my body chooses—albeit awkwardly and shyly at times—to heal and open once again, to express and receive Love in full.

My body is absolutely holy. It is a secret, sacred portal to the Divine. I hold the power of creation in my womb, I hold the light of stars in my cells. I have Heaven inside of me, and it radiates from my eyes and fingertips.

There is nothing to negate, escape, alter or judge in this elegant form of mine. There is nothing unclean; nothing less than beauty.

My body is completely innocent of “perfect,” and instead is simply itself. What cause for celebration.

And guess what, I feel the very same way about you, and yours! I love your body.

[…]

All is holy; All is One.

***

Author: Sara Sophia Eisenman on Feb 2, 2015

Source: Elephant Journal

This entry was posted in SOPHIA and tagged , , , , , , . Bookmark the permalink.

One Response to My Body is Holy: A Declaration. – By Sara Sophia Eisenman / Bedenim Kutsaldır: Bir Beyan. – Yazar: Sara Sophia Eisenman

  1. Bu yazıyı elephantjournal.com sitesinde okuduk, çok etkinlendik ve Türkçe’ye de çevirerek sizlerle paylaşmaya karar verdik. Sevgiler, Nalan ve Nico.

    ***
    Bedenim Kutsaldır: Bir Beyan.

    Ruhsal bir arayış içinde olduğum uzun yolculuğumda farklı öğretmen ve sistemlerin bedenin bir nevi iğrenç bir şey olduğuna dair fikriyle birçok kez karşılaştım. “Gerçek” aydınlanma yolunda bir şekilde “üstesinden gelmemiz” gereken beden, bir yanılsama, baş belası, düşmanca bir canavardı.

    Her gün kararlı bir şekilde, duyusal bir kutsallık haline varmak üzere dans eden bir kişi olarak bu fikir beni, nasıl diyelim, nahoş hissettiriyor. Kendi bedenlerimizden nefret etmek üzere eğitildiğimiz vakit kendimizi nasıl sevebiliriz? Enkarnasyonumuzun her bir yönüne sevmezsek nasıl var olabiliriz? “Tin” ve “beden” olarak sahte bir dualiteye bölündüğümüzde bütünlüğü nasıl kucaklayabiliriz?

    Örneğin “A Course in Miracles” (ACIM) gibi moda olan ruhsal metinler aşağıdaki gibi savlarda bulunuyor:

    “Egonun temel arzusu Tanrı’nın yerine geçmektir. Hatta ego bu arzunun fiziksel olarak şekillenmesidir. Bu yüzden söz konusu arzu zihni bir bedenle çevreliyor, onu bu şekilde ayrı tutup yalnızlaştırıyor ve başka zihinlere ulaşabilmesi için onu hapseden bedene mecbur kılıyor.” (ACIM, Ders 72)

    Burada net bir şekilde yaygın olan bir fikri görüyoruz: saf, tertemiz zihin beden tarafından “hapsedilmiş” olup, “Tanrı’nın yerine geçmeyi” arzulayan egonun kötümser uşağıdır.

    Hmm. Sizler de tehlike sinyallerini alıyor musunuz?

    Moda olan “yeni” ruhsal felsefelerin kılıfında gizlice yer almasına rağmen, bedenin tinden daha değersiz veya daha az “gerçek” olması düşüncesi aslında hiçbir şekilde yeni bir fikir olmayıp, antik Yunanistan’daki ataerkil dinin oluşumuna, takriben Eflatun’un dönemine kader binlerce yıl geriye takip edilebilmektedir. (İlginçtir ki aynı dönemde anaerkil, Toprak Anaya bağlı olan dinlerin sistematik bir şekilde aynı güçler tarafından yok edilmiştir).

    İnsanlık tarihinin bu özel dönüm noktasında (naçizane düşünceme göre) din yaratılışın gizemini kutlama ve ona tapma işlevini yitirdi, onun yerine halkın gücünü kontrol etme ve insanların kutsal olana doğrudan ulaşabilme yetilerinden uzaklaştırma görevini üstlendi, böylece hiyerarşik ve merkezi bir kaynak aracılığıyla güç kanalize edildi.

    Yukarıda anılan ACIM alıntısından çok eski metinlerin tekrardan paketlenip, önümüze konulduğunu net bir şekilde görüyoruz. Örneğin Romalılardaki Pavlus’un ayeti gibi:

    “İçimde, yani benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yok.” (Romalılar 7:18)

    Bedene karşı duyulan uzun süreli iğrenmenin ve onu inkâr etmenin özünde dişile karşı bir nefretin – hatta daha derine baktığımızda sefil bir korkunun – yattığının farkına varmamız elzemdir.
    Bedenin ve bizzat Toprağın düzensizliğine ve öngörülemezliğine, rahmin gizemine ve onun barındırdığı yaratıcı güce, fakat her şeyden önce geçit törenlerin en gizemli olana karşı duyulan korku: ölüm. İnsanların tüm derin, karanlık, gölgemsi ve bilinmez olana karşı hissettikleri korkudur bu.

    Yine de hepimiz (erkek ve kadınlar benzer şekilde) bu güçlü, karanlık dişil gücünün yönlerini içimizde barındırdığımızdan ve yaratılışın kendisi bu güce tabi olduğundan, biraz da olsa bedeni inkâr eden herhangi bir felsefe veya dini sistem, acımasızca özün sahte bölünmüşlüğüne, kendinden iğrenmeye ve kendi ışığının doluluğunu fark etme ve kutlama yeteneğinin bozulmasına sürükler.

    Sonunda halkı kontrol ve güçlerini merkezi bir kurum aracılığıyla kanalize etmek üzere kendilerinden nefret etmeleri gerektiğini önermekten daha iyi bir yol olabilir mi? Çünkü sadece bedenleştikleri için doğuştan günahkâr, tutsak ve zayıftırlar.

    Kendine uygun olan ruhani yolları arayan ve bulan birçok insanın bulunduğu çağdaş döneme doğru ilerlerken yine de bedenini sevmeyen ve/veya bedenle ilgili hususlarda tuzağa düşürülen birçok insan var. Çarpıtılmış bir beden algısına sahip olan ve öz-sevgi konusunda sorun yaşayan abartısız yüzlerce kadın ve erkekle şahsen tanışıyorum, onlarla yakın bir diyalog içerisindeyim. Ve tabii ki ben de aynı konuda karışık bir hikâyeye sahibim… Bu başka bir gün anlatabileceğim bir hikâye.

    Az çok özgürlüğü ve arayışı içeren bu dönemde birazdan söyleyeceklerimin ifade edilmesinin hala tabu olması beni şaşırtıyor (bu yüzden de dile getiriyorum zaten). Daha fazla uzatmadan şunu beyan ediyorum:

    Gerçekten, ama gerçekten bedenimi seviyorum.

    Biyolojik bir mucize olmasını seviyorum; bir akort çatalı gibi uğuldamasını seviyorum; yeryüzünde yaşayan en tatlı insanların bazılarına hayat vermesini seviyorum; hastalandığında kendini mucizevi bir şekilde nasıl iyileştirmesi gerektiğini bilmesini seviyorum; Dünyanın mutlak, akışkan bir uzantısı olmasını seviyorum.

    Beden ısımı ve onun Sevgiyi iletme gücüne sahip olmasını seviyorum. Dans edişimi seviyorum ve dans ettiğimde en egzotik ve gizemli biçimde enerjiyi hareket ettirmemi.

    Üzüntülü olduğumda gözlerimden büyülü bir şekilde akan o suyu seviyorum.

    Zorlayıcı egzersizimi yaparken bedenimin bana dur, dinlen demesini seviyorum.

    Burun deliklerimi, kollarımı ve ayak nasırlarımı seviyorum.

    Yaşlanma belirtilerimi seviyorum, çatlaklarımı, gri saçlarımı, gülerken oluşan kırışıklıklarımı, yuvarlak yerlerimi, soğuk havada görünen nefesimi.

    Korkudan dolayı tasfiye edilebilmesine karşın – beceriksizce ve zaman zaman utanarak da olsa – bedenimin iyileşmeyi, tamamen Sevgiyi ifade etmek ve karşılamak üzere kendini yeniden açmayı seçmesini seviyorum.

    Bedenim tamamen kutsaldır. Kutsala açılan gizli, ruhani bir kapıdır. Rahmimde yaratılışın gücünü barındırıyorum, hücrelerimde ise yıldızların ışığını. İçimde gözlerim ile parmak uçlarımdan ışıldayan Cennet var.

    Zarif şeklimde inkâr edilecek, kaçılacak, değiştirilecek veya yargılanacak bir şey yok. Kirli olan bir şey yok; güzellikten daha az bir şey.

    Bedenim “mükemmel” olma konusundan yoksundur, onun yerine sadece kendisi. Bu bir kutlama nedenidir.

    Ve ne biliyor musun? Senin ve bedenin hakkında aynı şeyleri hissediyorum! Bedenini seviyorum.

    […]

    Her şey kutsal; her şey Birdir.

    Yazar Sara Sophia Eisenman, 02.02.2015
    Kaynak: Elephant Journal

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s