Women Who Run With the Wolves – About Society & Culture / Kurtlarla Koşan Kadınlar – Toplum & Kültür Hakkında

George Orwell, "Animal Farm"

George Orwell, “Animal Farm”

[…] … when women dream of the natural predator, it is not always or solely a message about the interior life. Sometimes it is a message about the threatening aspects of the culture one lives in, whether it be a small but brutal culture at the office, one within their own family, the lands of their neighborhood, or as wide as their own religious or national culture. As you can see, each group and culture appears to also have its own natural psychic predator, and we see from history that there are eras in cultures during which the predator is identified with and allowed absolute sovereignty until the people who believe otherwise become a tide. While much psychology emphasizes the familial causes of angst in humans, the cultural component carries as much weight, for culture is the family of the family. If the family of the family has various sicknesses, then all families within that culture will have to struggle with the same malaises. In my heritage, there is a saying cultura cura, culture cures. If the culture is a healer, the families learn how to heal; they will struggle less, be more reparative, far less wounding, far more graceful and loving. In a culture where the predator rules, all new life needing to be born, all old life needing to be göne, is unable to move and the soul-lives of its citizen are paralyzed with both fear and spiritual famine. […] When a society exhorts its people to be distrustful of and tos hun the deep instinctual life, then an auto-predatory element in each individual psyche is strengthened and accelerated.[…] – pages 69-70

***

[…] … kadınlar doğal yok ediciye dair düş gördüklerinde, bu her zaman ya da yalnızca içsel hayat üzerine bir mesaj değildir. Bazen de içinde yaşanılan kültürün tehdit edici yönlerine ilişkin bir mesajdır. Bu, işyerindeki, aile içindeki, mahallelerindeki kadar küçük, ama acımasız bir kültür olabileceği gibi, kendi dinsel ya da ulusal kültürleri kadar geniş ve yaygın da olabilir. Her grubun ve kültürün kendi doğal psişik yok edicisine sahip olduğunu görebilirsiniz. Hem tarihten de bildiğimiz gibi, kültürlerde öyle çağlar vardır ki, tersine inanan insanların sayısı çoğalana kadar, yok edici mutlak egemenlikle özdeşleşmiş ve buna izin verilmiştir. Psikoloji alanındaki çalışmaların pek çoğu, insanlardaki yoğun kaygının ailevi nedenleri üzerinde durmakla birlikte, kültürel bileşen de aynı oranda baskın bir rol oynar, çünkü kültür, ailenin ailesidir. Eğer ailenin ailesinin çeşitli hastalıkları varsa, o zaman o kültürdeki bütün ailelerin aynı rahatsızlıkla mücadele etmeleri gerekecektir. Benim aile göreneklerimde bir deyiş vardır: Cultura cura;  kültür iyileştirir. Eğer kültür bir şifacıysa, aileler nasıl şifa bulacaklarını öğrenirler; daha az kavgacı, daha onarıcı, çok daha az yargılayıcı, çok daha nazik ve sevecen olurlar. Yok edicinin egemen olduğu bir kültürde doğması istenen tüm yeni hayatlar, gitmesi istenen tüm eski hayatlar, hareket etme yetisinden yoksundur ve o kültürün bütün yurttaşlarının ruhsal hayatları hem korku hem de tinsel kıtlıkla felç olur. […] Bir toplum, insanlarını derin içgüdüsel hayata güvenmemeye, ondan kaçınmaya teşvik ettiğinde, her bireysel psişedeki öz-yıkıma yönelik unsurlar güçlenir ve ivme kazanırç […] – 81-82. sayfa

 

This entry was posted in Popüler Kitap Alıntıları / Popular Books Excerpts and tagged . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s